Faizsiz Bankacılık Gelişim Süreci ve Bilinmeyenler

üzerine ülkemizde hala bazı eksiklikler tespit etmiş biri olarak böyle bir yazı hazırlamaya ve elimden geldiğince bankaları diğer bankalardan ayıran ince nüansları dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle bilmemiz gereken ülkemizdeki bankaların Kalkınma/Yatırım Bankaları, Mevduat Bankaları ve Bankaları olmak üzere üçe ayrıldığını bilmemiz gerekmektedir. Önce bu terimleri açıklayayım.

  • Kalkınma/Yatırım Bankacılığı: Mevduat toplama yetkisi olmayan, geniş bir şubenin olmaması sebebiyle bankacılık hizmet ürünlerinin tamamını sunamayan ve na kıyasla ticari faaliyetleri kısıtlı olarak yerine getirebilen ve az gelişmiş bölgelerde üretken yatırımların gelişmesine, teknik yatırım ve orta-uzun vadeli fon teminine yönelik kurulmuş bankalardır.
  • Mevduat Bankacılığı: Daha çok mevduat toplama ve bu kaynakla ticaret ve üretimin finansmanını sağlayan mevduat bankaları, genelde 1 yıla kadar olan kısa vadeli işlemlere yoğunlaşır.
  • Bankacılığı: na benzer nitelikte olan fakat ndaki sabit getirili mevduat yerine kar ve zarara fonu toplayan türüdür. Kredilendirme sürecinde ise nakit kredi vermeyen tamamen reel sektöre reel destek sloganıyla yola çıkarak alıcı ile satıcı arasında köprü vazifesi kurarak mal alım satımına aracılık eden ve bu yolla sağladığı getirinin belli bir kısmını hesabı müşterilerine aktaran bankalardır.

kazanç denildiği anda ilk akla gelen Türkiyede kaç tane bankası bulunduğu ve bunların nasıl ortaya çıktığıdır. Ülkemizde , Bankasya, Kuveytürk ve Albaraka Türk Bankası olmak üzere toplam dört adet vardır. Sistemsel olarak tamamen birbirine benzeyen bu bankalar alanında uzmanlaşmış kadroları ile müşterilerine hizmet vermeye devam etmektedir.

Bankacılığın Tarihsel Geçmişi

bankacılığın geçmişini incelediğimizde çok eski zamanlara uzandığını görmekteyiz. İlk olarak M.Ö. 2123 – M.Ö. 2081 yılları arasında Babil hükümdarı Hammurabi yasalarında bankacılığa benzer nitelikte alış-verişin olduğu anlaşılmaktadır.

bankacılığın temel taşlarından ve akitleri, Orta Çağ Avrupasına da geçmiş ve Commenda ve Societa adı altında kullanılmaya başlanmıştır. Avrupalılar bu akitleri hiç değiştirmeden uygulamışlardır. Ayrıca İngiliz Bankacılığında önemini halen koruyan ve kısmen kar dağıtımı esasına göre çalışan tröstlerin (Investment Trust) ile benzerlik ve yakınlığına da işaret edilmektedir.

Dünyada ve Gelişim Süreci

Hammurabi kaynaklarında rastladığımız örneklerinden sonra dünyaki ilk resmi uygulaması Mısır Arap Cumhuriyeti’ndeki Mitr Gamr kasabasında yaşanmıştır. Eski devlet başkanı Cemal Abdül Nasır döneminde bankaların devletleştirilmesine karşı alternatif olarak geliştirilen bir deneme sonucu ortaya çıkan bu sistem mısır köylüsünün tarımsal ve ticari ihtiyaçlarını karşılarken “müteselsil kefalet (tekeffül) felsefesine dayanan, “venture-capital” (risk sermayesi) ile “para vakfı” karışımı bir modelle çalışan bir sistemdir. Bu model; ticari ortaklık(kar/zarar ortaklığı), tekafül(sigorta), barter(takas) ve icar(leasing) vs. gibi alt finansman metotlarını bir arada sunan ve aynı zamanda hayata geçirmiş özgün bir modeldir.

Modelin fikir sahibi merhum Dr. Ahmed El-Naggar’dır. Aynı zamanda bankanın ilk hissedarı ve ilk personeli olan Mısırlı eski dışişleri memurunun iktisat geçmişi incelendiğinde, Alman ekonomi tarihinde görülen “toplumsal kalkınma bankacılığı” na benzer prensiplerden etkilenmiş ve bunu kendi coğrafyasındaki ekonomik ve kültürel öğelerle birleştirmeye çalıştığını görmekteyiz.

Aynı zamanda İngiliz hakimiyeti döneminde Hindistan’ın Müslüman bölgelerinde(bugünkü Pakistan) “kooperatif bankacılığı” uygulamalarının da dünyadaki ilk örnekleri arasında sayılması doğru olur.

Çeşitli uygulamalar şeklinde birçok müslüman ülkede kullanılan sistem çağdaş metodlarla uygulanmaya başlaması Suudi Arabistan kralı Faysal döneminde olmuştur.

İlk olarak Asya ve Afrika kalkınma bankalarının kuruluşuna paralel olarak Cidde’de 1975 yılında kurulan İslami Kalkınma Bankası’nın gerçekten de İslam ülkelerindeki kamu projelerine yaptığı mali destek çok önemli boyutlara ulaşmış ancak artan ihtiyacı karşılayamamıştır.

Sadece kamu sektörüne destek verebilen İslami Kalkınma Bankası’nın ardından bu boşluğu doldurmak üzere Suudi, Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi zengin Müslüman ülkelerin örgütlenmeleri sonucunda 1981 yılında Dar Al-Maal Al-İslami adlı holding, petrol zenginliğini ülkesine çekmeyi düşünen İsviçre’nin Cenevre kentinde faaliyete geçmiştir. Bu girişim sayesinde hızlı bir şekilde diğer Müslüman ülkeler cesaret almış ve belli bilgi birikimleri sayesinde “Dallah Baraka Grubu” ve diğer bazı gruplaşmalar sonucunda Müslüman ülkelerde sistemi hızla yayılmıştır.

Dünya üzerinde şu anda 135 kuruluş modelini tercih etmiş ve yaklaşık 150 milyar dolardan fazla bir kaynağı işlemektedirler. Her yıl yayınlanan istatistiki verilere göre dünyanın en büyük 1000 bankası arasında 89 tanesi modelini tercih eden bankalardır. Dünyanın en büyük bankaları arasında yer alan Citibank bu sisteme yakın ilgi duymakta olduğunu belirtmiş ve bu sistemin içinde yer almaya gayret göstermektedir.

Batılı toplumlar 20 yıl önce sistemine İslami Bankacılık demişlerdir. Faizin sadece İslamiyette değil bütün semavi dinlerde haram kılınmış olması sebebiyle kültürlerine ve köklerindeki değerleri keşfeden bütün toplumlarda sistemi özel ve saygın bir yer kazanmaktadır.

Türkiyede

İslami Kalkınma Bankasının(İKB) kurucu üyeleri arasında yer alan hükümetimiz 1984 yılında sermaye payını arttırarak bu kuruluşun en büyük ortaklarından biri haline gelmiştir. Bu sebeble yönetimde sürekli üye bulundurma hakkını elde eden ülkemiz, 56 İslam ülkesi arasında iktisadi işbirliği programlarının gerçekleştirilmesinde, dış ticaretin artışında, altyapı yatırımlarının desteklenmesinde, özel sektörün teşvik edilmesinde ve çeşitli finansman tekniklerinin geliştirilmesinde büyük rol oynayan, işlem hacmi 1996 yılında 18 milyar dolara ulaşan ve dünyanın önde gelen kuruluşlarından biri olarak bilinen İslam Kalkınma Bankası bünyesindeki etkinliğini arttırma imkanı elde etmiştir.

Ülkemizde ilk olarak 16.12.1983 tarih 83/7506 sayılı kararname ile Özel Kurumları’nın temeli atılmıştır.Turgut Özal’ın başbakanlık döneminde kabul edilen bu kararname ile yeni bankacılık anlayışının esas amacı, ekonomiye katılmayan yastık altı diye tabir edilen sermayenin milli ekonomiye katılmasını sağlamaktır. 25 Şubat 1984 tarihinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın, 21 Mart 1984 tarihinde T.C. Merkez Bankası’nın yayımladığı tebliğlerle de sistemin ayrıntıları düzenlenmiştir. Daha sonra çıkarılan çeşitli tebliğ ve düzenlemeler sonucunda bu sistemin yasalar ve mevzuat bakımından alt yapısı tamamlanmıştır.

Toplumumuz tarafından kısa sürede büyük ilgi gören Özel Kurumları(ÖFK) 1984 yılındaki KHK ile hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Sırasıyla açılan ÖFK lar ise şöyle:

- Albaraka Türk Özel Kurumu A.Ş. 1985′te,
- Faisal Kurumu A.Ş. 1985′te,
- Kuveyt Türk Evkaf Kurumu A.Ş. 1989′da,
- Anadolu Kurumu A.Ş. 1991′de,
- İhlas Kurumu A.Ş. 1995′de,
- Asya Kurumu A.Ş. 1996′da,

kurulmuş ve böylece ’deki Sisteminin temel müesseseleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilk 3 tanesi, yabancı sermaye ağırlıklı iken sonra gelenler tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olarak piyasasa girmişlerdir.

Dünyada 1985 yılına kadar hızlı bir şekilde gelişen sistemini ülkemizde başarı ile hayata geçiren ÖFK’lar 85-95 yılları arasında milli ekonomi için büyük önem taşıyan yabancı sermayeyinin ülkemize getirilmesinde büyük rol almışlardır.

Konvansiyonel bankacılık hizmetlerinin tümünü müşterilerine “” alternatiflerle sunan ÖFK’lar “kâr (ve zarar) paylaşımı” prensibine sadık kalarak bireylerden fon toplamakta, ve gerek döviz, gerekse TL cinsinden topladıkları bu fonları daha çok özel sektörün ticari (ve sınai) faaliyetlerinin finansmanında kullanmaktadır.

Özel Kurumları hukuki alt yapılarını güçlendirmek amacıyla Bankalar Kanunu kapsamına alan, 17.12.1999 tarih ve 4491 sayılı Bankalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun, 19.12.1999 tarih ve 23911 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile bu kurumların Türk mali sisteminin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olduğu hususu ortaya çıkmıştır.

2000′li yılların başında gelişen bu gelişmelerden sonra 2001 yılındaki mali krizle birlikte ülkedeki birçok gibi 1995 yılında kurulan İhlas Kurumu BDDK’nın 10.02.2001 Tarih ve 171 sayılı kararı ile, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 20.maddesinin 6. fıkrası hükmüne istinaden şirketimizin faaliyet izni durdurulmuştur.

2006 yılının başında ise Özel Kurumlarının Bankalar Kanunu’na tabi olarak isimlerinin Bankası olması ile birlikte kuruluş ismi Faisal olan ve daha sonra yönetiminin değişerek Family adını alan özel kurumu ile Anadolu Kurumu güçlerini birleştirerek Bankası’nı kurdular.

Diğer özel kurumları ise bankalar kanunu hükümleri doğrultusunda ünvanlarında bulunan özel kurumu ibareleri yerine Bankası ibaresini kullanmaya başlamışlardır.

Şu anda ülkemizde dört adet bankası mevcuttur. Bunlar;

- Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.
- Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş.
- Kuveytürk Katılım Bankası A.Ş.
- Asya Katılım Bankası A.Ş.

sisteminin tarihçesi ile birlikte ve Dünyadaki gelişimini anlattıktan sonra bankacılığın kalbi olan , ve sistemlerinin özelliklerini anlatalım.

Nedir?

, İslam hukukunda güven esasına dayanan akitlerdendir. Bu tür akitlerde alıcı, satıcının beyanının doğruluğuna itimat ve akdi buna bina etmektir. Müşterinin rızasına engel olabilecek en küçük yalan beyan ve açıklanması gereken bir hususun açıklanmaması akdin oluşmasına engeldir.

’nın Şartları Nelerdir?

Bu sistemde dört önemli hususa özen göstermemiz gerekmektedir. İlk olarak ortada gerçekten alım ve satıma konu olabilecek bir malın olması, malın alış fiyatının belli olması, malın satış fiyatının belli olması ve ödeme vadesinin belli olması gerekmektedir. Bu özelliklerde alış ve satış fiyatının belli olması şartı ’nın olmazsa olmaz şartları arasındadır. Eğer bu ikisi belli değilse akit gerçek bir akit değildir. Alış fiyatı veya maliyet bilinmediğinde akit durum açıklığa kavuşuncaya kadar fasittir. Eğer fiyatlar belirlenemiyorsa akit geçersiz olur (Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâi, Kahire 1327-28/1910, V, 220; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kahire 1386-89/1966-69, V, 124).

sisteminde kar kesinlikle belli olmalıdır. İslam hukuku alış-verişlerde belli bir kar sınırı koymamıştır. Bu nedenle müşterinin maliyet üzerinden eklenen kar miktarını bilmesi hakkıdır (Kâsânî, a.g.e., V, 221; Damad, Mecmau’l-Enhur, İstanbul 1328, II, 75; İbn Âbidîn, a.g.e., V,124; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, Dımaşk 1405/1985, IV, 704).

Alış Bedeline İlâve Edilebilecek Olan Masraflar

Nakliye masrafları, cilâ, boya, yıkama, dikiş, komisyoncu giderleri israfa kaçmaksızın verilen yem, sulama masrafları gibi malın değerinde veya bizzat kendisinde artış meydana getiren giderler ana paraya eklenir ve malın mâliyeti ortaya çıkar. Ancak ana paraya eklenen bu masraftan da sonra satıcı bu malı şu fiyata aldım demek yerine, bana şu kadara mal oldu ve şu kadar kâr ilâvesiyle satıyorum demelidir.

Müşteriye Açıklanması Gereken Hususlar ve Bunları Gizlemenin Doğurduğu Neticeler

Güven esasına dayanan akitlerde akdin esasını, satıcının malı aldığı fiat veya maliyeti teşkil etmekte, müşteri bu hususta satıcının beyanına güvenmekte ve inanmaktadır. Bu durumda onun güven ve itimadına hıyanet sayılan en küçük bir yalan veya eksik beyan, akdi bozan hile olarak değerlendirilmekte; satıcının, akde mevzû otan malı nakit ile mi, yoksa alacağına karşılık olarak mı aldığını; alacağına karşılık aldıysa, tamamına karşı mı yoksa -sulh yoluyla bir kısmına karşı mı- aldığını; malı aldıktan sonra bozulmadan aynen kalıp kalmadığını vb. müşterinin rızasına tesir edecek her hususu açıklaması gerekmektedir (Hayreddin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukuku, İstanbul 1982, II,144-145; Serahsî, a.g.e., XIII, 84; Kâsânî, a.g.e., V, 223-225; Damad, a.g.e., II, 78; Zühaylî, a.g.e., IV, 708-710).

Maldaki kusur semavî bir afetle (kendiliğinden) meydana gelmiş ise, Hanefîlerin çoğunluğuna göre, bu kusur söylenmeksizin mal murabahalı olarak satılabilir. İmam Züfer ve Fukaha çoğunluğuna göre ise hıyânet şüphesini ortadan kaldırmak için bu durum açıklanmalıdır. Zira insanlar, kusura itibar etme konusunda farklı yapıya sahip oldukları gibi, ortaya çıkan kusurla da malın değeri veya kendisi eksilir. Şayet kusur birinci müşterinin veya yabancı birisinin fiiliyle meydana gelmişse, ittifakla bu kusur açıklanmadan mal murabahalı olarak satılamaz. Malda yavru, meyve, yün, süt vb. gibi bir artış meydana gelmiş ise, bu durum açıklanmalıdır. Çünkü mal hükmünde olan bu artış, kusur sebebiyle malı geri iade etmeye bir engel oluşturur. Maldan doğmayan artışlar -kira bedeli gibi- beyan edilmeksizin murabahalı satış caizdir. Veresiye alınan bir mal, bu durum açıklanmadan murabahalı olarak satılamaz. Çünkü veresiye yapılan alış-verişlerde satış bedeli genellikle yüksek olur. Peşin yapılan alış-verişlerde ise indirim yaptırma imkânı vardır. Mal bir alacak karşılığında alınmış ise, bu durum açıklanmaksızın murabahalı satış câizdir. Fakat mal, alacak karşılığında sulh yoluyla alınsa bu açıklanmalıdır. Çünkü sulhta indirim ve kolaylık gösterme söz konusudur. Yine hîbe, miras, vasıyyet yoluyla elde edilen bir mala bilir kişinin belli bir değer biçmesi halinde, bu kıymet üzerine bir kâr ilâvesiyle murabahalı satım câizdir (Serahsî, a.g.e., XIII, 80; Kâsânî, a.g.e., V, 223-225; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, III, 161, 163; Damad, a.g.e., II, 78; Mergınânî, a.g.e., III, 58; Zühaylî, a.g.e., IV, 708-710).

Hıyanet (yanlış bilgi)’in Akde Tesiri

Şayet hıyanet, satış bedelinin sıfatında ortaya çıkmışsa -veresiye alınan malın açıklanmadan satımı gibi-, Hanefilerin ittifâkıyla, müşteri muhayyer olup dilerse malı alır ve dilerse geri verir. Hıyânet malın bedelinde ise, Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, müşteri muhayyer olup dilerse malı bedelin tamamını vererek alır; dilerse akdi fesheder, malı almaz. Ebû Yûsuf’a göre ise müşterinin muhayyerlik hakkı yoktur. Ancak hıyânet miktarı ve kârdan hissesi düşülür ve satımı anlaştıkları esasa getirir. Güvene dayalı satım akitlerine ait hükümler genel hatlarıyla Şâfiî ve Mâfikîlerde de aynıdır. Hanbelîler, Ebû Yûsuf gibi hıyânet miktarının bedelden indirileceği esasını kabul etmişlerdir (Serahsî, a.g.e, XIII, 86-87; Kâsânî, a.g.e., V, 225-226; Meydânî, a.g.e., II, 34-35; Damad, a.g.e., II, 76-77; el-Fetâva’l-Hindiyye, III, 162-163; İbn Abidîn, a.g.e., V, 138-139; Zühaylî, a.g.e., IV, 710-712; Abdürrezzâk es-Senhûrî, Mesâdiru’l-Hakk, Kahire 1960, II, 166-174; Karaman, a.g.e., II,145; Hamdi Döndüren, İslâm Hukukuna Göre Alım-Satımda Kâr Hadleri, Balıkesir 1984, s. 93-124).

Mudârabe Nedir?

de sermaye kurumdan, proje ve işletme karşı taraftan olan bir ortaklık türüdür. KAr baştan yapılan anlaşmaya göre paylaşılır. Kurumun hissesine düşen kar da kurum ile ona para yatıran hesabı sahipleri arasında paylaşılır. Teşebbüs zarar ederse zararı kurum ile birlikte hesap sahipleri karşılar.

Müşâreke Nedir?

Müşâreke de sermaye ortaklığı vardır, sermayesi olan, fakat daha fazlasına da ihtiyacı bulunan müteşebbis kurumdan sermaye katarak ortak olmasını ister, anlaşma yapılır, kâr anlaşmaya göre, zarar da sermaye nisbetine uygun olarak paylaşılır. bankacılığın finansal kiralama, ödünç verme, havale, tahsil gibi birçok işlemi ve hizmeti daha vardır.

Mudârabe ve müşâreke, nda sistemine göre çok daha az olarak yapılmaktadır. Bunun nedenleri arasında hesap sahiplerinin sabırsız olması, fazla riske girmek istememeleri, müteşebbis firmaların kayıt dışı hesaplarının olması, iş dünyasındaki harar-helal duygularının zayıflamış olmasıdır.

KATILIM BANKACILIĞI İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLARI

nın kuruluş amacı nedir?

Amaç olarak Bankaları halkın belirli bir kesimine (faiz geliri elde etmek istemeyen) hitap etmektedir. Bu nedenle na yatırılmayan fonlar hem ekonomi hem de tasarruf sahibi açısından bir kayıp haline gelmektedir. bankaları sektöre yeni bir soluk getirmişler ve yastık altında ekonomiye katılamayan fonların reel sektöre kazandırmak ve tasarruf sahiplerine de fonlarını saklamak ve belli bir kazanç imkanı sağlamak amacıyla kurulmuşlardır.

Dünyada başka örnekleri var mı?

bankaları, 1970′li yıllardan itibaren Dünyada görülmeye ve tartışılmaya başlamıştır. ’de ilk olarak 1985 yılında Albaraka Türk ve Faisal Kurumu tarafından başlatılan sistemin diğer kuruluşları ile birlikte Dünya üzerinde 60′tan fazla ülkede faaliyetleri devam etmektedir.

Esas kuruluşları Bankacılığı olmamakla birlikte bünyelerinde bölümleri bulunan batılı kuruluşlar da vardır. Bunlar arasında Citibank, HSBC Bank, Union Bank of Switzerland, Kleinwort Benson, ANZ Grindlays, Goldman Sachs gibi bankalar bulunmaktadır. Batılı bankalarca kurulan ilk bağımsız , Citibank tarafından 1996 yılında, 20 milyon USD sermaye ile Bahreyn’de kurulan Islamic Investment Bank’dır.

nı nasıl çalışırlar?

bankaları reel ekonomiye destek veren ve bunun dışında da bankacılık hizmetleri veren kurumlardır. Tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları prensipleri çerçevesinde ticarette değerlendiren ve oluşan kar veya zararı tasarruf sahipleriyle paylaşmaktadırlar. nın topladıkları fonları Bireysel ve Kurumsal Finansman Desteği, Finansal Kiralama veya kar/zarar ortaklığı yöntemiyle değerlendirmektedirler.

nın fon toplama ve fon kullandırmada klasik bankacılıktan işleyiş farkı nedir?

Bankacılığı; fon toplama ve kullandırma işlemlerinde “faiz” aracını kullanmayan, onun yerine fon toplama işleminde kar ve zarara katılma modelini, fon kullanma işleminde de müşteriye doğrudan nakit verme yerine mal ve hizmet tedariki, kiralanması, kar/zarar ortaklığı yatırımı modellerini uygulayan bir bankacılık türüdür.

Bir getirinin faiz olabilmesi için kazancın önceden belli olması ve paranın karşılığında para kazanılması gerekir. Örneğin klasik bankalar belli bir faiz karşılığında mudilerden para toplamakta ve yine ilan edilen faiz oranlarında nakit kredi olarak ihtiyaç sahiplerine sunmaktadırlar. Kâr payında ise halktan para toplanırken belli bir gelir taahhüdünde bulunulmadığı gibi ana para garantisi dahi yoktur.

Kredilerdeki fark da şöyledir: bankaları kredi kullandırırken müşteriye doğrudan nakit ödeme yapmazlar. Ödemeyi fatura karşılığında ve kredi müşterisinin işletmesi için ihityaç duyduğu malı satan satıcıya yaparlar. Ödmeyi yaptıktan sonra üzerine kar paylarını ekleyerek müşteriyi borçlandırır ve müşteriden taksitler halinde tahsil ederler. Böylece finansman, malın peşin alınıp üzerine kar payı konarak vadeli satımı şeklinde yapılmış ve yapılan işlem, ikrazat (nakit ödeme) şeklinde değil, ticaret şeklinde gerçekleşmiş olur. Bu yöntem aynı zamanda verilen kredinin amaç dışı, verimsiz ve spekülatif alanlara gitmesini önleyen ve kayıt dışını kayda alan ideal bir finansman yöntemidir. Diğer taraftan, bankaları bazı konulara, örneğin alkollü içeceklerin, tütünün üretim ve satışı ile uğraşanlara kredi kullandırmazlar. Faizli enstrümanlara yatırım yapmazlar, faizli işlemlere yer vermezler.

bankaları başka hangi hizmetleri veriyor?

Topladığı fonları değerlendirme ve nemayı paylaşma işlemlerinde bankalardan esaslı olarak ayrılan bankaları ayrıca diğer bütün hizmetlerini sunmaktadırlar. Saymak gerekirse; özel cari hesaplar, teminat mektubu verme, akreditif açılması, çek karnesi verilmesi, çek ve senetlerin tahsile alınması, takas, ihracat akreditiflerinin ihbar ve teyid edilmesi, tüm kambiyo hizmetleri, seyahat çeki verilmesi, döviz alım satım işlemleri, yurtiçi yurtdışı havale ve transfer işlemleri, kredi kartları, çek, poliçe, bono, temettü belgesi, konşimento vs. keşide edilmesi, tanzim ve kabul edilmesi.

bankaları, kâr zarara katılma hesaplarına dağıtacağı kâr payını nasıl belirliyor?

Vadeli olarak yatırılan tasarruf hesaplarına dağıtılacak kâr, fon kullandırma faaliyetlerinin neticesinde oluşan net kâr seviyesine bağlıdır. Toplanan fonlar, para cinsine göre USD, EUR ve TL havuzlarda toplanır. Fon kullanmak isteyen müşteriye talep ettiği para cinsi ve vade grubuna göre ilgili havuzdan fon kullandırılır ve bu işlemden doğan kâr (veya zarar) da prensip olarak ilgili havuza dağıtılır. Dağıtılan kâr, günlük veya haftalık bazda hesaplanır ve her hafta başında ilan edilir.

Dağıtacakları kârı önceden açıklıyorlar mı?

Dağıtılacak kârları önceden açıklamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Gazetelerde ya da şubelerde ilan edilen kâr payları ileriye yönelik dağıtılacak kârları gösteren bir tablo değildir. Dikkatli bakılırsa, açıklanan rakamlar bir önceki hafta sonu itibariyle vadelere göre oluşmuş ve dağıtılmış kâr paylarını göstermektedir. Müşterileri bilgilendirmek amacıyla ilan edilmektedir. ileriye yönelik bir taahhüt değildir.

bankaları neden faizlerine yakın kâr payı dağıtıyorlar?

Bir çok çevrede zaman zaman dile getirilen bu soru veya şüphe, öncelikle doğru bilgiden kaynaklanmıyor. Bir kere, bankalar arasında bile büyük faiz farkları varken kâr payları ile faizler arasında bazı dönemlerde rastlanan arızî yakınlığı genelleştirerek oradan bazı yargılara varmak, doğru neticeler vermez. Diğer taraftan bankalar paranın yatırılması aşamasında vereceği faiz oranını belirliyor. Oysa bankaları geçerli kâr marjları üzerinden parayı değerlendirip, kazandığını paylaşıyor. Önceden bir belirleme kesinlikle mümkün olmadığı için zaten bankaların takip edilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Reel ekonomik piyasada çok farklı sektörlerde ve ekonominin zorunlu kıldığı kâr hadleri dahilinde çalışıldığından normal kazanç seyrinin dışına çıkılması da zaten iktisaden mümkün değildir. Kaldı ki dağıtılan kâr payları bankaların faiz oranlarına çok yakın bile olsa bu yapılan işin aynı olduğu anlamına gelmez.

Hesap cüzdanlarımızda “hesap değeri” diye bir bölüm bulunmakta ve burada bir rakam yer almaktadır. Bu nedir?
Müşteri bankasının herhangi bir şubesine örneğin 1 ay vadeli 10 bin TL yatırmış olsun. Bilgisayar sisteminde mevcut programlar sayesinde paranın yatırıldığı zamanda 1 ay vadeli hesaplarda mevcut toplam tasarruf içindeki yüzdesi hesap edilir. Bir tür hisse oranıdır. Ve haftalar itibariyle oluşan kârdan bu hisse oranında hesaba kâr dağıtılır.

bankaları hep kâr dağıtıyor, hiç zarar dağıtmıyor, neden?

Kamuoyunda bu bankaların hiç zarar etmediği şeklinde yanlış bir kanaat oluşmuştur. Ticari hayatta kâr kadar zarar da doğaldır ve kaçınılmazdır. Her yaptıkları işlemden kâr elde etmeleri de mümkün değildir. Fakat bankaları sıradan bir ticari müesseseden farklı olarak çapında çok farklı sektörlerden binlerce firma ile çalışmaktadırlar. Çalışacakları firmaları seçme şansına sahip oldukları gibi, her türlü istihbaratın ardından gerekli teminatları da almaktadırlar. Güvenmedikleri hiç bir firma ile çalışmazlar. Buna rağmen yapılan bazı işlemlerden ticari hayatın kaçınılmaz risklerinden dolayı zarar doğabilir. Mesela, müşterinin malî durumu bozulduğu için borcunu ödeyememesi veya kâr/zarar ortaklığı projesinin zararla neticelenmesi hallerinde bir zarar sözkonusu olmaktadır. Ancak, bazı işlerden oluşan zararlar diğer yüzlerce işten elde edilen kârdan mahsup edilmekte ve kalan net kâr dağıtılmaktadır. Bu da en çok, dağıtılan kâr payını aşağıya çekebilir. bankaları müşterilerine aylık bin TL ye on beş TL kâr dağıtacağına on üç TL dağılabilir. Yani tabiri caizse, yumurtaların hepsi tek veya birkaç sepete konmadığı ve yüzlerce, binlerce sepete dağıtıldığı için bir kaç sepetteki yumurtanın hasar görmesi neticeyi çok etkilememektedir.

bankaları finansman desteği sağlarken, finansal kiralama yaparken alacağı kâr payını nasıl tespit ediyor?

Burada normal ticari hayatta rol oynayan fiyat saptama kıstasları aynen dikkate alınır. Bankaları genel olarak aşağıdaki koşulları dikkate alarak kullandırdığı fonlardan alacağı kâr marjını tespit ederler:
• Yapılan işin veya satılan malın piyasadaki kâr haddi, peşin ve vadeli alım satım fiyatı,
nın elindeki paranın (Mal alım veya yatırım gücünün) miktarı,
• İş yapılan müşterinin pazarlık gücü (ölçeği, sağlamlık derecesi, yapılan işin hacmi, müşterinin devamlılığı ve bankaya sağladığı diğer faydalar)
• Enflasyon oranı,
• müşterinin yönelebileceği alternatif finansman kaynaklarının maliyeti, çalışılan sektörlerin genel durumu,

• Tasarruf sahiplerinin beklentileri, Genel bir değerlendirme ile kâr hadleri tespit edilir ve dönem dönem şartlara göre kâr hadleri değiştirilir. Ülke ekonomisi bir bütün olduğuna göre, burada piyasada oluşan kâr hadlerinin çok altında veya çok üstünde kâr tespit etmek mümkün değildir. Nihayetinde reel sektörde faaliyet gösterilmekte olup, kâr hadlerini de piyasa belirlemektedir.

bankaları kullandırdığı fonları nasıl garanti altına alıyor?

bankaları finansman desteği sağlarken, kâr zarar ortaklıkları kurarken veya finansal kiralama yaparken muhatap firmayı tetkik ediyor. Mali ve moralite yönünden, işteki tecrübe ve başarısı yönünden istihbaratını ve analizini yapıyor. Sağlam ve çalışılabilir gördüğü firmalara, eldeki verilere ve firmanın çapına göre bir limit tahsis ediyor ve bu limit dahilinde devamlı olarak çalışıyor. Karşı firmanın borcu karşılığında teminat olarak, sadece firmanın ve ortakların imzası ile yetinebileceği gibi, gerekli gördüğünde ya da piyasanın durumuna göre, kefil, ipotek, teminat mektubu vb. maddi teminatları talep edebiliyor.

bankaları şubelerinin bulunmadığı yerlerden nasıl hesap açtırabiliriz, paramızı nasıl çekebiliriz?

Her bankasının yurtiçinde bir veya birkaç tane muhabir bankası bulunmaktadır. Bu muhabir bankalar vasıtasıyla ücretsiz olarak herhangi bir bankası şubesine para göndererek hesap açtırabilir, hesaplardan para çekilebilir, bunların çeki tahsil edilebilir, havale yapılabilir havale istenebilir. Ayrıca EFT sistemi ile yurdun her tarafına para ulaştırılabilir. Günümüz teknolojisinde bu sorun rahatlıkla çözülmektedir. Yurt dışında ise yaygın muhabir ağı bulunmakta olup, her türlü dış işlem çok rahat yürütülebilmektedir.

bankalardaki tasarrufların güvence veya sigortası var mıdır. Varsa miktarı ve şartları nedir?

Bankacılık Kanununa göre, nda, gerçek kişiler adına özel cari ve kâr ve zarara katılma hesaplarında toplanan tasarrufların kişi başına, anapara ve kar payı tutarının 50 bin YTL lık bölümü Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun güvencesi altındadır. Söz konusu sigorta, her bankası için ayrı ayrı dikkate alınacaktır. bankaları tarafından, bu fona hesapların sigorta ettirilmesi amacıyla her üç ayda bir mevcut hesapların güvenceye tabi bölümleri üzerinden belirli oranda prim yatırılmakta ve bu primler hesap sahiplerine kara katılma oranında yansıtılmaktadır. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi, sitemizin “ Fonlarının Sigortalanması” bölümünden öğrenmek mümkündür.)

bankaları nezdindeki hesap, emanet ve alacaklar nasıl zaman aşımına uğrar ?

nın emanetlerinde bulunan menkul kıymetler, çek karnesi teslim edilmemiş dahi olsa, çek karnesi verdikleri müşterileri adına açılan hesaplarda bulunan tutarlar, havale bedelleri ile katılma hesaplarına ilişkin kâr payları da dahil olmak üzere, her türlü fonu, emanet ve alacaklardan hak(hesap) sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak 10 yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına uğrar.

bankaları nezdindeki hesap, emanet ve alacakları için hak sahipleri, bu bankalar tarafından zamanaşı konusunda uyarılır mı ?

Bankalar bir takvim yılı içinde zamanaşımına uğrayan ve tutarı 50 Yeni Türk Lirası ve üzerindeki her türlü fonu, emanet ve alacakların hak sahiplerini, başvuruda bulunmadıkları takdirde hesaplarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredileceği hususunda, izleyen takvim yılının Ocak ayı sonuna kadar iadeli taahhütlü mektupla uyarmak zorundadırlar.

50 Yeni Türk Lirasının altındaki hesap, alacak ve emanetler için böyle bir uyarı zorunluluğu bulunmamaktadır.

Zamanaşımına uğrayan hesap, hak ve alacaklar konusunda daha sonra nasıl bir süreç izlenir, hak sahipleri alacak ve emanetlerini en geç ne zamana kadar alabilirler ?

Zamanaşımına uğrayan, gerek 50 YTL’nin üstünde, gerekse bu tutarın altındaki her türlü fonu, emanet ve alacaklar Şubat ayının başından itibaren her bankanın kendi internet sitesinde 3 ay süreyle (Nisan ayı sonuna kadar) ilan edilir. Ayrıca, her bir , sözkonusu listelerin kendi internet sitesinde ilan edildiği hususunu, Şubat ayının 15 inci gününe kadar genelinde yayım yapan tirajı en yüksek 2 gazetede 2 gün süreyle ilan etmek zorundadır.

Bankalar tarafından kendi internet sitelerinde ilan edilen zamanaşımına uğramış her türlü fonu, emanet ve alacaklardan Mayıs ayının 15 inci gününe kadar hak sahibi veya mirasçıları tarafından aranmayanlar, kâr payları ile birlikte Mayıs ayı sonuna kadar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilir. Sözkonusu fonu, emanet ve alacaklar, kâr payları ile birlikte devir tarihi itibariyle adıgeçen Fon tarafından gelir kaydedilir.

Dolayısıyla, zamanaşımına uğrayan fonu, emanet ve alacaklar, hak sahibi veya mirasçılar tarafından en geç, bu hesapların Fon’a devir zorunluluğunun başladığı Mayıs ayının 15 inci gününe kadar ilgili bankadan talep edilebilir. Bu tarihten sonra ilgili veya Tasardruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan bu hesapların talep edilme imkanı buulunmamaktadır.

bankaları finansman desteği sağlarken, finansal kiralama yaparken alacağı kâr payını nasıl tespit ediyor?
Burada normal ticari hayatta rol oynayan fiyat saptama kıstasları aynen dikkate alınır. Bankaları genel olarak aşağıdaki koşulları dikkate alarak kullandırdığı fonlardan alacağı kâr marjını tespit ederler:
• Yapılan işin veya satılan malın piyasadaki kâr haddi, peşin ve vadeli alım satım fiyatı,
nın elindeki paranın (Mal alım veya yatırım gücünün) miktarı,
• İş yapılan müşterinin pazarlık gücü (ölçeği, sağlamlık derecesi, yapılan işin hacmi, müşterinin devamlılığı ve bankaya sağladığı diğer faydalar)
• Enflasyon oranı,
• müşterinin yönelebileceği alternatif finansman kaynaklarının maliyeti, çalışılan sektörlerin genel durumu,
• Tasarruf sahiplerinin beklentileri, Genel bir değerlendirme ile kâr hadleri tespit edilir ve dönem dönem şartlara göre kâr hadleri değiştirilir. Ülke ekonomisi bir bütün olduğuna göre, burada piyasada oluşan kâr hadlerinin çok altında veya çok üstünde kâr tespit etmek mümkün değildir. Nihayetinde reel sektörde faaliyet gösterilmekte olup, kâr hadlerini de piyasa belirlemektedir.

Yazdır
bankaları kullandırdığı fonları nasıl garanti altına alıyor?
bankaları finansman desteği sağlarken, kâr zarar ortaklıkları kurarken veya finansal kiralama yaparken muhatap firmayı tetkik ediyor. Mali ve moralite yönünden, işteki tecrübe ve başarısı yönünden istihbaratını ve analizini yapıyor. Sağlam ve çalışılabilir gördüğü firmalara, eldeki verilere ve firmanın çapına göre bir limit tahsis ediyor ve bu limit dahilinde devamlı olarak çalışıyor. Karşı firmanın borcu karşılığında teminat olarak, sadece firmanın ve ortakların imzası ile yetinebileceği gibi, gerekli gördüğünde ya da piyasanın durumuna göre, kefil, ipotek, teminat mektubu vb. maddi teminatları talep edebiliyor.

Yazdır
bankaları şubelerinin bulunmadığı yerlerden nasıl hesap açtırabiliriz, paramızı nasıl çekebiliriz?
Her bankasının yurtiçinde bir veya birkaç tane muhabir bankası bulunmaktadır. Bu muhabir bankalar vasıtasıyla ücretsiz olarak herhangi bir bankası şubesine para göndererek hesap açtırabilir, hesaplardan para çekilebilir, bunların çeki tahsil edilebilir, havale yapılabilir havale istenebilir. Ayrıca EFT sistemi ile yurdun her tarafına para ulaştırılabilir. Günümüz teknolojisinde bu sorun rahatlıkla çözülmektedir. Yurt dışında ise yaygın muhabir ağı bulunmakta olup, her türlü dış işlem çok rahat yürütülebilmektedir.

Yazdır
bankalardaki tasarrufların güvence veya sigortası var mıdır. Varsa miktarı ve şartları nedir?
Bankacılık Kanununa göre, nda, gerçek kişiler adına özel cari ve kâr ve zarara katılma hesaplarında toplanan tasarrufların kişi başına, anapara ve kar payı tutarının 50 bin YTL lık bölümü Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun güvencesi altındadır. Söz konusu sigorta, her bankası için ayrı ayrı dikkate alınacaktır. bankaları tarafından, bu fona hesapların sigorta ettirilmesi amacıyla her üç ayda bir mevcut hesapların güvenceye tabi bölümleri üzerinden belirli oranda prim yatırılmakta ve bu primler hesap sahiplerine kara katılma oranında yansıtılmaktadır. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi, sitemizin “ Fonlarının Sigortalanması” bölümünden öğrenmek mümkündür.)

Yazdır
bankaları nezdindeki hesap, emanet ve alacaklar nasıl zaman aşımına uğrar ?
nın emanetlerinde bulunan menkul kıymetler, çek karnesi teslim edilmemiş dahi olsa, çek karnesi verdikleri müşterileri adına açılan hesaplarda bulunan tutarlar, havale bedelleri ile katılma hesaplarına ilişkin kâr payları da dahil olmak üzere, her türlü fonu, emanet ve alacaklardan hak(hesap) sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak 10 yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına uğrar.

Yazdır
bankaları nezdindeki hesap, emanet ve alacakları için hak sahipleri, bu bankalar tarafından zamanaşı konusunda uyarılır mı ?
Bankalar bir takvim yılı içinde zamanaşımına uğrayan ve tutarı 50 Yeni Türk Lirası ve üzerindeki her türlü fonu, emanet ve alacakların hak sahiplerini, başvuruda bulunmadıkları takdirde hesaplarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredileceği hususunda, izleyen takvim yılının Ocak ayı sonuna kadar iadeli taahhütlü mektupla uyarmak zorundadırlar.

50 Yeni Türk Lirasının altındaki hesap, alacak ve emanetler için böyle bir uyarı zorunluluğu bulunmamaktadır.

Yazdır
Zamanaşımına uğrayan hesap, hak ve alacaklar konusunda daha sonra nasıl bir süreç izlenir, hak sahipleri alacak ve emanetlerini en geç ne zamana kadar alabilirler ?
Zamanaşımına uğrayan, gerek 50 YTL’nin üstünde, gerekse bu tutarın altındaki her türlü fonu, emanet ve alacaklar Şubat ayının başından itibaren her bankanın kendi internet sitesinde 3 ay süreyle (Nisan ayı sonuna kadar) ilan edilir. Ayrıca, her bir , sözkonusu listelerin kendi internet sitesinde ilan edildiği hususunu, Şubat ayının 15 inci gününe kadar genelinde yayım yapan tirajı en yüksek 2 gazetede 2 gün süreyle ilan etmek zorundadır.

Bankalar tarafından kendi internet sitelerinde ilan edilen zamanaşımına uğramış her türlü fonu, emanet ve alacaklardan Mayıs ayının 15 inci gününe kadar hak sahibi veya mirasçıları tarafından aranmayanlar, kâr payları ile birlikte Mayıs ayı sonuna kadar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilir. Sözkonusu fonu, emanet ve alacaklar, kâr payları ile birlikte devir tarihi itibariyle adıgeçen Fon tarafından gelir kaydedilir.

Dolayısıyla, zamanaşımına uğrayan fonu, emanet ve alacaklar, hak sahibi veya mirasçılar tarafından en geç, bu hesapların Fon’a devir zorunluluğunun başladığı Mayıs ayının 15 inci gününe kadar ilgili bankadan talep edilebilir. Bu tarihten sonra ilgili veya Tasardruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan bu hesapların talep edilme imkanı buulunmamaktadır.

admin tarafından 25 Ocak 2010 tarihinde Eğitim, Manşet, Yaşam için yazılmıştır. Bugüne kadar toplam 597 kez okunan yazıyı RSS 2.0 ile takip edebilirsiniz. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Facebook Yorumcuları Sıra Sizde...

Yorum yaz

SON YORUMLAR

  • ya bu okula kaç puan ile girilebiliyo ve eğitim yö... »
  • aynen cideli »
  • çok güzelll »
  • hadisenin en büyük hayranıyım.onun okadar çok sevi... »
  • çok güzel »

UserOnline

Users: 6 Misafir, 1 Bot

Foto Galeri

Sitede yazılan yazılar özgün içerikli olup izinsiz kullanılması durumunda doğacak yasal sorumluluklar kullanıcıya aittir.
Copyright ©2010 - TechnograM.NeT